• https://www.facebook.com/nedim.taktak
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/nedimtaktak
Sosyal Medyada Nedim TAKTAK

















DİKSİYON-HİTABET SANATI


Diksiyon Nedir    21.03.2018

Diksiyon nedir kısaca bahsedecek olursak: Diksiyon köken olarak Latince bir kelimedir. Güzel ve etkileyici konuşmak, dili tanımak, dili en etkili biçimde kullanmak, sesin yapısının inceleyerek konuşma sanatının gereklerini yerine getirmek gibi faaliyetlerin tümüne diksiyon denir. Sözü gereğince kullanmak, kelimeleri doğru söylemek, hecelerin uzunluğuna, tonlama ve vurgulamaya dikkat etmek, jest ve mimik ve tavırları yerinde kullanmak da diksiyonun ana prensipleri arasındadır. Diksiyon hitabet ile birlikte anılır. Birbirine çok yakın olan bu iki disiplin okul ve kurslarda birlikte anlatılır. Diksiyon bir metni dosdoğru okumayı ve metindeki duyguları net olarak dinleyenlere aktarmayı hedefler. Bu metin ezberleyebilir ya da metni yüzünden okuyabilirsiniz. Her halükarda sesleri doğru çıkarmanız gerekir. Duyguyu karşıya geçirmeniz şarttır.
Hitabet Nedir?
Hitabet Yunanca “Retorik” kavramının Arapça karşılığıdır. “Belağat” kelimesi de aynı anlamda kullanılır. İnsanları güzel konuşarak etkileme ve ikna etme sanatıdır. Kitleleri etkilemek için hitabet gücüne sahip olmak gerekir. Hitabet sadece siyaset için değil hayatın tüm alanlarında gerekli bir yetenektir. Hitabet, sonradan kazanılan bir yetenektir.
Güzel Konuşma Sanatı,
İş yaşamımızda ve özel hayatımızda kendimizi doğru ve kaliteli ifade edebilmek, yaptıklarımızı en doğru şekilde ve iyi anlatabilmek, başarımızı artıracak çok önemli bir unsurdur. İnsanların en önemliiletişim aracı konuşmaktır. Konuşurken kendimizi dinletmek, insanları ikna etmek, takdir edilmek, başarmak, tercih edilmek isteriz. Tüm bunları başarmak için doğru ve güzel konuşmamız gerekir. Etkili iletişim kurabilmek iyi bir diksiyona sahip olmak mümkündür. İyi bir diksiyona, isteyen herkes sahip olabilir. Diksiyon eğitimi ile konuşma kurallarını öğrenir daha etkili konuşmaya başlarsınız.
DİKSİYONU ETKİLEYEN FAKTÖRLER
 
Dil ve Diksiyon
İnsan sosyaldir. Bu yüzden konuşmak zorundadır. İnsan sosyalleşirken en önemli ileitşim aracı olarak dilini kullanır. Dil konuşmanın en temel dinamiğidir. Dilin konuşulma tarzına da üslup denir. Dil ve üslup diksiyonun önemli unsurlarıdır. 3 farklı konuşma tarzı vardır. Bunlar;
  • Sade Üslup
  • Yüksek Üslup
  • Karışık Üslup
Sade üslupta, kolay ve anlaşılır olmak önemlidir. Kolayca anlatmak, kolayca öğretmek, eğlendirmek bu üslubun amaçları arasındadır.
Yüksek Üslupta, sanatlı ve görkemli bir konuşma tarzı seçilir. Söz sanatlarına yer verilir. Parlak kelimeler kullanılır.
Karışık Üslupta, Bu üslup büyük çoğunluğun kullandığı üsluptur. Bu üslubu herkes anlar. Bu konuşma tarzında hem yüksek hem de sade üslup kullanılır.
2- Ses ve Diksiyon
Ses diksiyonun en önemli unsurlarından biridir. Ses, en önemli şeyi yani duyguyu yansıtır. Evet, kelimesi farklı ton ve seslerde kullanıldığında farklı anlamlar verir. Hayır, kelimesi de aynı şekilde farklı seslerde söylendiğinde farklı anlamlara gelir hatta evet anlamına geldiği de çok görülür. Ses bilgisine “Fonetik”adı verilir. Diksiyonun belli olması için sese, sesin anlam kazanması içinse diksiyona ihtiyaç vardır. Türkçe ses bakımında son derece kulağa hoş gelen bir dildir. Sesler cıvıltı şeklinde duyulur. Ulama kuralından dolayı tüm kelimeler birbirine bağlanır. Kesilme, katılık ve bağırma yoktur. Sesi iyi çıkarmak diksiyonun önemli bir parçasıdır. Bu yüzden harflerden başlayarak seslerin nasıl çıkarılacağının öğrenilmesi gerekir.
3- Doğru Soluk Alıp Verme
Ayrıca doğru soluk alıp verme de diksiyonda çok önemlidir. Anlatmak istediğimiz şeyleri anlatırken en önemli noktada nefesimiz biterse hem kelime bozulur. Hem konuşmanın akışı bozulur hem de anlatmak istediğimizi etkili ifade edemeyiz. Dolayısıyla doğru soluk alıp vermemiz gerekir. Doğru soluk alıp verme konusunda bebekler çok iyidir. Onlara baktığınızda soluğu göğüslerine değil karınlarına aldıklarını görürsünüz. Karna alınan nefes en sağlıklı nefestir. Bunu yapmak için diyaframdan nefes almanız gerekmektedir.
Doğru Soluk Alıp Verme Teknikleri
  • Soluk sık ve derin alınmalıdır. Sakin bir şekilde ses çıkarmadan alınmalıdır.
  • Burundan soluk almak en sağlıklı soluk alma yöntemidir.
  • Soluk alırken konuşulmamalıdır.
  • Ani soluk verilmemelidir.
  • Konuşurken soluk alıp vermeyi konuşmanın gidişatına göre ayarlamak gerekir.
  • Soluk alırken diyafram kullanılmalıdır
Diksiyon Çalışmaları
Diksiyon alıştırmaları sayesinde, konuşmanızı düzeltebilir daha doğru ve güzel konuşabilirsiniz. Bunun için yapılacak bazı çalışmalar mevcuttur. Bunlara göz attığımızda;
Kelime Çalışmaları: kelimeleri ve doğru harfleri çıkarmak için yapılan çalışmalardır. Aşağıdaki örnekleri farklı hece ve kelimelerle çoğaltabilirsiniz.
Bi Be Ba Bo Bu Bö Bü Bı,
Rûya, rûzgâr, hûlya, gûya, lûzûm, lûtfen, lûgat, nûr, nûmara, Nûri,
Piç Peç Paç Poç Puç Pöç Puç Püç Pıç
Ses Bükümleri: Ses perdelerindeki değişikliklere “büküm” adı verilir. Ses, yüksek ya da alçak, hızlı ya da yavaş, vurgulu ya da vurgusuz olarak çıkarılmalıdır. Mesela seslenme nidası kullanıyorsak vurgulu ve daha yüksek bir tonda söylemeliyiz. Ey! Hey! Alo! Gibi ünlemler sert, keskin ve yüksek perdeden söylenir.
Boğumlanma: Seslerin doğru yerde ve doğru zamanda çıkarılmasıdır. Boğumlanma çalışmalarında söylemesi zor kelime grupları ile çalışma yapılır. Birbirine benzeyen kelimelerden oluşan metinler okunur. Mesela;
U Harfi İçin: Uluborlulu utangaç Ulviye ile Urlalı uğursuz Ulvi uğraşa uğraşa Urfa'daki urgancılara uzun uzun, ulam ulam urgan sattılar.
Tekerlemeler: Tekerlemeler, dilin hareket kabiliyetini artırır. Sıkı bir tekerleme çalışması ile dildeki kelime ve ses kayıpları azalır. Daha net daha vurgulu ve daha güzel sesler çıkmaya başlar. Bu nedenle tekerlemeler, diksiyon çalışmaları içinde ayrı bir öneme sahiptir.
T Ç ve S Sesleri için: Üstü üç taşlı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır, yoksa iç içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır? Üç tunç tas has kayısı hoşafı.
Sağdeyi Çalışmaları: Sağdeyi kelimelerin özelliğine bağlı olarak, sesleri çıkarırken doğru çıkarmaya ve doğru yerde tonlamaya denir. Her dilin Sağdeyi özellikleri farklıdır. Mesela:
  • Dilimizde vurgu son hecede yapılır. Artık gelir misin?
  • Yer isimlerinde ise İlk hece vurgulanır. Adana, Osmaniye
  • Uzun söylemişli kelimeler yabancı kelimelerdir. Katil, nazır, edebi, ziya gibi…
Durak Çalışmaları: Metin okurken duraklama yapılması gereken yerler vardır. Bu duraklamaların nerede yapılacağını bellemek için durak çalışmaları yapılır. Virgülden sonra kısa durulur. Cümle bitince normal uzunlukta durulur. Bölümler arasında geçiş yapılırken uzun durulur.
Güzel Konuşmak İçin Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar
  • Etkili dinleme yapın, karşınızdaki kişiyi onaylayın, başınızı sallamanız gerektiğinde sallayın.
  • Onaylayıcı cümleler kurun ve mimikler yapın.
  • Az ya da fazla konuşmayın. İletişim kurduğunuz kişilere kendilerini ifade etme şansı verin.
  • İltifat edin ama yapmacık olmayın.
  • Övünmeyin, “ben”li cümleler kurmayın. “Ben olsam” ile başlayan cümlelerden uzak durun.
  • Ses tonunuz monoton olmasın. Cümlenin gidişine göre sesinizi alçaltın ya da yükseltin.
  • Kelimeleri yutmayın acele etmeyin. Yavaş konuşmayın dengeyi yakalayın.
  • Konuşmanızı karşınızdaki kişiye göre yapın iyi anlaşmak için karşınızdaki kişinin eğitim seviyesi nereli olduğu, ilgi alanları çok önemlidir.
  • Mizahı kullanmaktan kaçınmayın.
  • Doğal olun. Kendiniz gibi hissettirmeyen şeyleri söylemeyin.
  • Puan toplamak için şakalar yapmayın.
  • Sözü gerek olamadığında uzatmayın.
  • Düşünün, düşünün, düşünün, düşünmeden konuşmayın.
Diksiyon ve güzel konuşma kursu , kişinin, kelimeleri doğru kullanmasını, sesin yapısını öğrenerek doğru ses tonuyla konuşmasını amaçlar. Doğru soluk alıp vermeyi, tonlama, vurgu ve üslubun güzelleştirilmesini hedefleyen bir eğitimdir. Diksiyon düzeltme amacındaki bireyler için başarılı olmanın yolu diksiyon dersi almaktan geçer. Diksiyon dersi nedir? Sorusuna ise diksiyonu düzeltmek için yapılan çalışmaların olduğu etkinliklerdir. Diyebiliriz.
 






Başkanlığımıza bağlı Cerrahpaşa Öğrenci Yurtlarında barınan öğrencilere mesleki eğitimleri yanı sıra konuşma sanatını beceren kişilerin gerek iş gerekse özel hayatlarında daha fazla inisiyatif sahibi olabildiğini, bir şey gerçekleştirme güçlerinin ve sosyal ilişkilerde kendilerine olan güvenlerinin daha fazla olduğunu ortaya koymaları ve konuşma sanatı, kişilerin karar verme güçlerini geliştirerek onlara çok yönlülük ve takım çalışması gerçekleştirme yeteneği kazandırmak amacıyla Eğitim Uzmanı Sayın Nedim TAKTAK tarafından Diksiyon ve Etkili İleşitim eğitimleri de verilmektedir.

http://sks.istanbul.edu.tr/?p=14856







Gençliğe Hitabe    15.04.2017

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur’an’ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikeyleri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında "Hâkimiyet Hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" ; Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslam’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik... Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik... Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek destanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...
Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!
Allah'ın selâmı üzerine olsun...
-Necip Fazıl KISAKÜREK



Değer Bilmek    23.03.2017

HAYATLA RÖPORTAJ yaptığımı gördüm rüyamda. 

"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat. 

"Zamanın var mı?" diye sordum. 

Gülümsedi. 

"Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüre
ğinde?" 

"
İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum. 

Hayat yanıt verdi. 

"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sa
ğlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar." 

Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık. Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri ö
ğrenmelerini istediğini sordum. 

Hayat yanıtladı. 

"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayaca
ğını, yapabileceğin tekşeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim." 

"Zengin insanın en çok 
şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim." 

Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönü
ştü. 

"Söylediklerimi yüre
ğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim. 

"Ba
şkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren". 

Yüre
ğim kuş gibi hafiflemişti. 

"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?" 

Bütün odayı beyaz bir ı
şık kapladı ve Hayat yanıtladı. 

"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa ba
şkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. Ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil."


 nedim taktak, nedimtaktak, nedimtaktakkimdir




Hızır : Atlantis dönemi Erenlerinden olan Hızır, aynı zamanda, Atlantis’te bilgiler kirlenmeden ve uygarlık batmadan önce bütün kadim bilgilerle birlikte evrende enerji beden olarak varlığını sürdürmeye karar vermiş yüce bir rehberdir. Tüm dünyada, kültür ve inançlarda değişik isimler ile ara ara kısa dönemler bedenlenerek hazır olanlara kadim bilgileri aktararak, Hz. Musa, Mevlana gibi kişilere rehberlik etmiştir. O her yerdedir ve her zaman bu konuda yardım ve desteğini sunmaya hazırdır.

Nefes : İlahi, tüm evreni yaratıp sıra insana gelince kendi suretinde yarattığı bu varlığa, ruhundan ruh üflemiştir. Kutsal nefesini insana sunmuştur.





Sunumunuz dinleyici odaklı olmalıdır. Sunum, dinleyiciler içindir. Kendi çerçevenizden çıkıp, anlatacağınız konuya dinleyicinin gözünden bakabilmelisiniz.

Öncelikle dinleyici kitleniz kim?

Örneğin sunumunuzu akademisyenlerden oluşan bir topluluğa yapacaksanız; dinleyicileriniz ağırlıklı olarak hangi bölge/il, üniversite, bölümlerden oluşuyor? Anlatacağınız konudaki bilgi ve ilgi seviyeleri ne?

Dinleyici kitleniz hakkında bilgi edindikten sonra, konunuz ile dinleyiciler arasındaki bağlantıyı kurmalısınız.

Konunuz dinleyiciler için önemli mi? Önemliyse neden önemli? Sunumunuz sonrasında dinleyicinin hayatı, düşünceleri nasıl değişecek, iyileşecek? Dinleyicinin konunuzla ilgili temel sorunları, merak ettikleri neler? Sunumunuzda sağladığınız bilgiyi dinleyici nasıl kullanacak?

Bu soruların yanıtlarını net bir şekilde verebilmelisiniz. Sunumda konuşmacı olarak rolünüz, dinleyiciyi sunumunuzu daha kolay, daha hızlı anlayabilmesi için yönlendirmektir. Dolayısıyla başrolde dinleyici vardır, onları iyi tanımalısınız. Dinleyici kitlenizi ve sunumunuzun dinleyici için önemini belirledikten sonra kendinize şunu sormalısınız: “Bu sunumu neden yapıyorum, amacım ne?” Eğer kendinizi dinleyici yerine koyarak “Bu sunum benim ilgimi çeker miydi?” diye sorduğunuzda cevabınız hayır ise, o zaman ana mesajınızı yeniden değerlendirmeniz gerekebilir.

Bu soruların yanıtlarını net bir şekilde verebilmelisiniz. Sunumda konuşmacı olarak rolünüz, dinleyiciyi sunumunuzu daha kolay, daha hızlı anlayabilmesi için yönlendirmektir. Dolayısıyla başrolde dinleyici vardır, onları iyi tanımalısınız. Dinleyici kitlenizi ve sunumunuzun dinleyici için önemini belirledikten sonra kendinize şunu sormalısınız: “Bu sunumu neden yapıyorum, amacım ne?” Eğer kendinizi dinleyici yerine koyarak “Bu sunum benim ilgimi çeker miydi?” diye sorduğunuzda cevabınız hayır ise, o zaman ana mesajınızı yeniden değerlendirmeniz gerekebilir.

Sunumunuzun bir ana mesajı olmalı, diğer tüm içeriğiniz ana mesajınızı desteklemelidir.

Bir sunum gerçekleştiriyorsanız, dinleyicileri sadece bilgilendirmek dışında bir amacınız var demektir. Onları bir şeye ikna etmek, yeni bir şeyle tanıştırmak, tutum ve davranışlarını değiştirmek vb. istersiniz. Bu hedefleri kapsayan bir ana mesajınız olmalı ve bu mesajı bir tek cümleyle ifade edebilmelisiniz. Ana mesajınızı bir bütün olarak düşünürsek, tüm içerik bir bütünün parçaları olmalıdır.

 nedimtaktak.com

Konuşmacı Paradoksuna düşüp, elinizdeki tüm bilgiyi sunuma aktarmayın.

Yalnızca dinleyici için kritik olan, onun hayatını, algısını ya da davranışlarını değiştirebilecek bilgileri sunuma ekleyin. Sizce ilgi çekici ve önemli olan tüm bilgiyi sunumunuza koyarsanız, dinleyiciler için bu önemli bilgilerin tümü vasat hale gelecektir. Konuşmacı Paradoksu (Presenter’s Paradox) olarak adlandırılan bu durumda, dinleyici için görece vasat/ilgisiz olan bilgi, önemli bilgilerin de değerini düşürür ve yaratmak istediğiniz etkiyi azaltır. Dolayısıyla dinleyici için anlamlı olmayan tüm bilgiyi sunumdan çıkarmalısınız.

Sunumunuzun %90’ını dinleyicilerin %99’u anlayabilmelidir

Anlattıklarınız,dinleyicininanlayabildiğikadardır. Teknik terimler, yabancı dillerdeki ifadeler, dinleyiciye yabancı jargonlar açılımı yazılmayan kısaltmalar vb. dinleyicinin ilgisini dağıtır ve dinleyiciyi sunumdan uzaklaştırır. Sunumunuzun %90’ını, salonun neredeyse tamamının anlayabileceği bir dilde ifade etmelisiniz. Terim kullanmanız gereken durumlarda, bu terimi yine onların anlayabileceği şekilde, aşina oldukları gündelik kavramlarla açıklamalısınız. Örneğin, Steve Jobs iPod’un tanıtımını yaparken cihazın hafızasını 5GB olarak belirtseydi çoğunluğun kafasında bir şey canlanmayacaktı. Jobs 5GB yerine 1000 şarkı diyerek, hem dinleyicilerin ilgisini çekti hem de verdiği bilginin anlaşılır olmasını sağladı.





Doğru Duruş (Postür) Doğru bir beden duruşu, “baş – ense – sırt” düzgünlüğü ile doğru orantılıdır. Omurilik dediğimiz; kemik ve kıkırdak dizisine (bedenimizin genel hareketini sağlar) yön veren bunların düzgünlük derecesidir.
Doğru bir duruş vücudun dengeli olarak bir çizgi hizasında bulunmasıdır.
Etkili bir solunum, sağlıklı şarkı söyleme ve doğru konuşmanın ilk koşulu iyi bir postürdür.
Kişinin kendine olan güveninin ve başarısının artmasına da yardımcı olan doğru duruş; yukarıdan aşağıya doğru uzanan, başın üstünden başlayarak, kulak deliğinden omuzun ortasına, kalçadaki leğen kemiği ve dizin yanından ayak kubbesine inen bir çizgiden geçer.
Başın boyun üzerindeki pozisyonu çok önemlidir. Açıklayacak olursak; başın herhangi yanlış bir hareketiyle bacaklar ve gövdedeki kaslarda değişiklikler zorlanmalara yol açacak, vücudun denge kısımları yerçekimine karşı direnmek için aşırı enerji harcayacaktır. Bu enerjiyi ekonomik kullanmak için yapılması gereken şey, baş ve omurga dik, düzgün tutulurken, omuz ve kolların aşağıya doğru sarkıtılıp gevşek bir şekilde durmasını sağlamaktır.
Günümüzün stresli yaşam koşullarında pek çok kişi; yürürken, otururken, araba kullanırken, bilgisayar başındayken, gergin, özensiz, kambur duruş pozisyonu almaktadır. Çocukluk çağında başlayan bu gibi yanlış duruş pozisyonları, olgunluk yaşına erişildiğinde zihni ve fiziki gerilim yaratmaktadır. Ayrıca bu yanlış kazanımlar göğüs kafesinin genişleme kapasitesini de etkileyerek solunumun zorlaşmasına yol açabilmektedir.
 nedim taktak, nedimtaktak, nedimtaktakkimdir




Zaman aslında o kadar da hızlı geçmiyor, biz hızlı gidiyoruz, çok aceleciyiz.
Zamanın birinde bir sufi yoldan geçen atlı bir adamı durdurmuş, 'eğer yolunun üzerindeyse beni filan şehre götürür müsün?' demiş. Adam kabul etmiş ve sufiyi alıp atı dörtnala koştururak yola koyulmuş.

Bir süre yol aldıktan sonra sufi, 'biraz dinlenebilir miyiz?' demiş. Adam neden dinlenmek istediğini anlamamış ama yine de sufinin dediğini yapıp durmuş.

Sufi oturup gözlerini kapatmış. Kısa bir süre meditasyon yapar bir halde oturduktan sonra gözlerini açmış ve şimdi devam edebiliriz demiş. Tekrar ata binip yola devam etmişler. Nihayet sufinin gitmek istediği şehre vardıklarında adam merakını daha fazla gizleyememiş ve neden orada durmak istediğini ve gözlerini kapayıp orada oturduğunu sormuş.

Sufi de, o kadar hızlı gittik ki, ruhlarımız geride kaldı, onu bekledim demiş.
Bugünkü durumumuzu ne kadar da güzel anlatıyor değil mi? Çok hızlı gidiyor, ruhumuzun farkına bile varamıyoruz.

 nedim taktak, nedimtaktak, nedimtaktakkimdir



Holoterapi    21.03.2018

Son yüzyılda batı terapistleri hızlı solumanın iyileştirici potansiyellerini yeniden keşfettiler. Bunu kullanabilmek için yeni teknikler oluşturdular. Birçok sentez çalışmalarında hint ve tibet nefes uygulamalarıyla modern bilimin ortaya çıkardığı araştırma sonuçlarını harmanlayarak yeni teknikler ortaya çıkardılar. Tekniklerin her biri özel bir amaca ulaşmak için oluşturuluyor, her biri nefesi farklı bir şekilde kullanıyordu.
https://nedimtaktak.wordpress.com/author/nedimtaktak/


Normalden daha hızlı ve daha yoğun şekilde oluşturulan nefes alma teknikleriyle inanılmaz iyileşmeler sağlandı. Onbinlerce kişi üzerinde bilimsel deneyler ve gözlemler yapılarak ortak sonuçlara ulaşıldı. Bunun sonucunda ortaya bilimin kabul etmek zorunda kaldığı tamamlayıcı nefes teknikleri olarak bilinen HOLOTERAPİ çalışmaları ortaya çıktı.
Nefes terapilerinin en etkili olduğu saha, Wilhelm Reich’in psikolojik savunma ve dirençlerin kısıtlı nefes alış-verişleriyle ilgili olduğu tezini doğruladığı bölümdür.
Hızlı ve derin nefes alışların, kısıtlı nefeslerin oluşturduğu sınır ve dirençleri ortadan kaldırdığı gözlenmiştir. Bu en kısa anlatımla kişinin kendi sınırlarını aşması, kalıplarını kırması, takıntılarını aşması, anlayış ve bilinç seviyesini yükseltmesi anlamlarını taşır.
Normal bir insan için HOLOTERAPİ nefes çalışmalarının bütün bunları sağladığına inanmak çok zordur. Kişi kendisi bizzat bu terapinin içinde yer almadan sadece nefes alışverişleriyle bu değişimlerin oluşacağına inanamaz. Ancak, terapiden sonra da hayretini ifade etmekten kendini alamaz.