• https://www.facebook.com/nedim.taktak
  • https://twitter.com/nedimtaktak
Sosyal Medyada Nedim TAKTAK

















Wordpress Nedim TAKTAK

Dan Brown, tam adı ile Daniel Brown, dünyanın en ünlü ve dolayısıyla milyon dolarlara sahip yazarlarından. Da Vinci Şifresi ile fırtınalar estirdi; onu bilmeyenimiz yok.

Romanları hep çoksatanlarda! Öyle ki dünya çapında 56 dilde yayımlanan eserleri, 200 milyondan fazla satmış. Bu bilgiye bakıldığında “Yayıncılık sektörünü ayakta tutan kişi” diye anılması da kaçınılmaz.

Brown, kitap yazmaya ise, Tahiti ziyareti sırasında sahilde dinlenirken gördüğü Sydney Sheldon’un, The Doomsday Conspiracy(Sheldon’un Kıyamet Komplosu” kitabını okuduktan sonra bunun bir kader olduğunu düşünerek karar vermiş…

Bugün ise, Brown’un 55. yaş günü. Bugünün hatırına onu biraz yakından tanıyalım mı? Hem hafta sonuna da yakışır…

İyi ki doğdun Don Brown!

Dan Brown’un ilginç yönlerinden bahsetmeye en şaşırtıcı bulduğum yönüyle başlamak istiyorum. Brown, roman okumaktan nefret ediyor. Bu her gün et doğrayıp satan bir kasabın vejetaryen olması kadar ilginç geliyor değil mi kulağa? Evet, Brown da bir yazar ve sonuna kadar sabredemediği için roman okumayı sevmiyor.

Bunun yanında yazarlığıyla ilgili bir başka şaşırtıcı yanı var. Yazacak bir şey bulamadığında her yazarın kendine özgü “kendini arama” yöntemleri vardır. Brown’un ki ise, kendini baş aşağı asmak! Evinde bu işlem için özel bir düzenek var. Ne zaman ki bir tıkanma yaşıyor, baş aşağı durup ilhamını bekliyor. Sizce de ilginç değil mi?

Evet, o bir milyoner ve bunu kesinlikle çok çalışmasına borçlu. Hatta öyle çok çalışıyor ki, Noel’de bile tatil yapmıyor. Hayatını disiplinli bir çalışma üzerine kuran Brown, haftanın 7 günü çalışıyor ve her sabah 4’te uyanıyor. Bu arada çalışma düzenini de kum saatine göre ayarlıyor. Yazarken masasının üzerinde bulunan kum saatine göre hareket eden Brown, her saatte bir mola verdiğinde esneme hareketleri yapmaya özen gösteriyor.

Brown’un New Hampshire’deki yaşadığı 10 milyon değerindeki evi içinde sayısız geçit bulunuyor. Romanlarını yazmak için kullandığı odaya ise, bir tablonun arkasında bulunan düğmeye basılarak giriliyor; tıpkı filmlerdeki gibi. Brown’un böylesine gizli bir odada yazdığı romanları için gizlilik yayımlanma sürecinde de devam ediyor. Yanlarına özel eşyalarını dahi almasına izin verilmeyen editör ve çevirmenler, adresi belirtilmeyen, güvenliğin sağlandığı ve internetin olmadığı bir odada çalışıyormuş…

Şimdi Brown ünlü bir yazar. Öncesinde ise, şansını müzikte denemiş. Albümlerinden birinin ise, ünlü romanlarından biri ile aynı: Angels and Demons! (Melekler ve Şeytanlar) Yazarlığında şöyle bir detay daha var: Brown, kitaplarındaki kahramanlarının isimlerini, gerçek hayatta tanıdığı insanlardan seçiyor…

Brown’un, Türkiye ile ilişkisinden de bahsedelim. Okurları bilir ki Brown, Inferno (Cehennem) adını verdiği romanında ana kahramanını İstanbul’a gönderiyor. Yerebatan Sarnıcı romanın hikâyesi için en önemli yer. Olay da düğüm de burada. Bunun yanında romanda Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Atatürk Havalimanı, Boğaziçi, Yenikapı İskelesi, Yedikule gibi pek çok yerden de bahsediyor. Brown, romanında İstanbul’dan bu kadar detaylı bahsedebilmek için kitabının hazırlık aşamasında İstanbul’a gelerek rehber Serhan Güngör’den bilgi ediniyor…

Yazımı Brown’un, İstanbul’u tanımladığı kitaptan cümlelerle bitirelim:

"Burası ikiye bölünmüş bir dünya, karşıt güçlerin şehriydi: Dindarlarla laikler; eskiyle yeni; Doğu ile Batı... Avrupa ile Asya arasındaki coğrafi sınırda duran bu ebedi şehir, gerçekten de Eskidünya'dan daha da eski bir dünyaya uzanan bir köprüydü. İstanbul!"

Kitaphaber



46 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın